Margarita bir yandan kirpiklerini boyuyor, bir yandan da sürekli saate bakıyordu. Gariptir, ama yaklaşan buluşma, midesinde kelebekler uçurmak yerine anlaşılmaz bir teşvişe, hatta korkuya neden oluyordu. Öyle bariz bir korku değildi bu; böylesini sınav öncesi duyarsın hep, ince bir ürperti tek vücudun her yanına yayılır.
Açık kıyafet dolabının önünde durup düşündü: Elbise mi giysem, etek mi? Gitmeli mi, yoksa bir bahane mi uydurmalı?
Keşke yağmur başlasa, böylece Kirill kendisi iptal etmek zorunda kalır.
Elbise daha iyi.
Kırmızı, puantiyeli olan.
Buklelerini teker-teker maşadan serbest bırakırken, Margarita penceresinden yağmur çiselediğini farketti. Acele etmesi gerekiyordu. Kirill birazdan gelecek, oysa daha saçlarının yarısı kıvrılmamış duruyordu.
O sırada ince ince çiseleyen yağmur, giderek bir sağanağa dönüşüyor, dantel perdenin gri saçakları tek evlerin eğimli çatılarından aşağıya sarkıyordu.
Margarita ise, üzerindeki çok sevdiği puantiyeli elbisesinin, makyajının ve kıvrılmış saçlarnın dağılmasından korkmayarak şemsiyesini aramak üzere işe koyuldu. Hatırladığı kadarıyla, onu gardırobun alt çekmecesine koymuştu. Yatak odasına geçip tahmin ettiği yere baktı — yanılmıştı.
Dolabı altüst etti, karyolanın altına baktı, konsolun arkasına uzandı, hatta çarşafların yer aldığı komodine bile göz attı.
Ama boşunaydı.
Bir taraftan da yağmur, sanki onun bu dağınıklığına kızmış gibi, tavandan içeri sızmaya, parkenin üzerinde minik gölcükler çizmeye başladı.
Aramaktan yorulunca pencereden dışarıya baktı. Su, sonsuz uzunlukta yılanlar gibi camdan süzülüyor, oluşturduğu çatalların bulanık boşluklarından baştan başa su birikintileriyle süslenmiş sokak, sokağın başında ise Kirill seçiliyordu. Tanışalı çok olmamıştı, fakat Margarita “balık olmayınca kerevit de balıktır” ilkesine uyarak buluşmayı kabul etmişti. Kirill, kafeteryanın sundurmasının altında ara sıra akıllı telefonuna göz atıyor, yağmurun bitmesini bekliyordu. Margarita’nın gözüne oğlanın cebinden sarkan beyaz bir şey değdi. Çayır çiçeklerinden küçük bir demet görür gibi oldu. Halbuki belki de sadece bir mendildi. Ayırt etmesi mümkün değildi.
Margarita, devasa topuklularının üzerinde dolapların ve rafların arasında çaresizce koşturuyordu. O lanet olası şemsiye sanki yerin dibine geçmişti! Uzaklarda bir yerde şimşek çakıyor, yağmur yeniden güç toplayıp Margarita’nın krallığını ele geçiriyor, sanki şemsiyeyi bulamadığı için ondan intikam alıyordu. Artık acımasız bir sağanağa dönüşmüş, onca özendiği saçlarını ıslatmaya başlamıştı.
“Pekâlâ, o zaman mutfaktadır” deyip telaşla tencerelerin olduğu yeri, baharat kutularını karıştırdı, fırının içine, buzdolabına baktı, akabinde çamaşır makinesinin arkasına boylandı.
Yorgun düşmüş, sırılsıklam bir hâlde, küçük çantasından telefonunu çıkardı; hayır, Kirill’den hâlâ mesaj yoktu. Bekliyordu demek.
Telefonu mutfak masasına bıraktı, sonra iki odalı, elli metrekarelik daireyi yeniden taramaya koyuldu: gerçekten de, böyle bir havada şemsiyesiz dışarı çıkmak olacak iş mi?
Al işte, yerler su içinde kalmıştı bile. Oysa şemsiye kesin yatak odasındaydı — bundan emindi, mutlaka orada bir yerlerdeydi. Bu yüzden önce suyun yatak odasını basmasını önlemeliydi. Aceleyle odasına koştu, kapıyı kapatıp kilitledi ve eşyalarını didik didik etmeye devam etti. Yatağı kaldırıp altına baktı, peşinen pencere pervazına göz attı — yok.
Tam kapıyı açmaya yeltendiğinde, dar aralıktan su sel gibi sızdı içeri. Margarita güçlükle kapıyı yeniden kapattı, ardına yaslanarak kararsızlıkla bakakaldı.
Kirill, beklemekten sıkılmış olmalı ki Margarita’ya mesaj attı.
Margarita, telefonun mutfakta olduğunu hatırladı.
Ama orası su altında — gitmek mümkün değil.
Kirill bir mesaj daha gönderdi. Margarita’nın hayalinde kalplerle ve öpücük emojileriyle süslenmiş duygu dolu satırlar canlandı, düşlerinin hazzından gözlerini kapattı. Ama hemen ardından bir kuşku sokuldu zihnine: Ya o mesajda hiç kalp yoksa? Telefonuna düşen bir bildirimin daha sesi duyuldu.
Ama telefon mutfakta. Ve orayı sel basmış - ulaşmak imkânsız artık.
Kirill’in sabrı tükenmek üzereydi. Kafenin sundurmasından süzülen yaldız damlaların manzarası artık canını sıkıyordu. Sonunda nezaket sınırlarını aşıp Margarita’nın numarasını çevirdi. Telefon çalmaya başladı. Oysa bu devirde hemen aramak ayıptı — önce bir mesaj, bir “huzurunu bölebilir miyim?” izni gerekirdi. Ama o, hiç çekinmeden Margarita’nın sığınağına dalmaya kalkışıyordu… Margarita dudaklarını ısırdı; Kirill’in hattın öbür ucundan diyeceklerine duyduğu merak içini kasıp kavuruyordu.
Ama telefon mutfaktaydı. Ve orası hâlâ su altında — girmek imkânsız.
Ya telefonlarına yanıt vermediğini görüp giderse? Buluşma saati çoktan geride kalmıştı, Gecikmesinin nedenini yanlış anlayabilirdi. Umutsuzluk, baştan aşağı sırılsıklam olmuş vücudunu ele geçiriyordu. Teninde hafif bir üşüme başlıyordu; su, yatak odasında dizlerini yalıyor, ardından kalçalarına doğru yükseliyordu. Ama telefon hâlâ çalıyordu. Gözleriyle odayı son bir kez taradı — bu hayati anında şemsiye bir yerlerden çıkar mıydı? Telefon titredi. Belli ki çoktan sulara gömülmüştü, artık sesi değil, sadece titreşimi hissediliyordu — duvardan sekip Margarita’nın tenine kadar ulaşıyordu. Ama telefon mutfaktaydı.
Ve orası hâlâ su altında — oraya girmek imkânsız.
Eğer cevap vermezsem, o gider ve boğulur. Bu apaçık ortada. Zaten bugün bu şehirde herkes boğulacak. Giderse, mutlaka boğulacak. Ama gitmezse… belki o zaman da boğulur ama en azından ona ulaşırım, ve biz birlikte boğuluruz. Birlikte boğulmak o kadar da hüzünlü olmaz. Cebinde, büyük olasılıkla, papatyalar var…Ve o kaşlar — öyle gür ki. Ya gözleri? Ne kadar da derinler… Onlara ulaşabilmek için uzun uzun bakmak gerek. Sular, zaten taşkın olan Margarita’nın hayal gücünü daha da kışkırtıyor ve o, hiç beklemediği bir şekilde Kirill’e âşık oluyordu.
Kapıya iyice asılarak fokurdayan bir sesle onu araladı. Su, dev bir dalga hâlinde üzerine çullandı, onu kucaklayıp yutmak ister gibi sarmaladı. Ama Margarita bir şekilde yüzeye çıkmayı başardı ve beceriksizce çabalayarak mutfağa doğru yüzmeye başladı.
Telefon titriyordu — bunu derisinde hissediyordu. Biliyordu - arayan oydu.
Mutlaka ona yetişecekti, birlikte boğulacaklardı. Ama “bu çapraz sokakta nasıl yüzeceğim? Akıntı beni sürüklemez mi? Balıklar beni yemez mi, yosunlara dolanmaz mıyım?” diye geçiriyordu içinden. Elbette hemen yola çıkmalıydı, fakat öncesinde arayıp haber vermezse geç kalabilirdi. Kirill çoktan gitmiş olurdu. Telefon etmeli, onu uyarmalıydı**.**
Bu düşüncelerle Margarita mutfağa ulaştı — ama orada su artık tavana dayanmış, yüzeye çıkacak yer kalmamıştı. Hiçbir zaman dalmayı sevmezdi; şimdi ise hem dalmalı, hem de gözlerini açık tutup o lanet telefonu bulmalıydı. Peki neredeydi? Görmek neredeyse imkânsızdı; her yer bulanıktı, yosunlar ocaktan fışkırıyor, Margarita’nın bacaklarını sarıyor, onu derinlere çekiyordu.
“Eğer boğulursam, onun bana ne söyleyeceğini asla öğrenemeyeceğim, ifadesini, niyetini anlayamacağım. Bugün bana ilanı-aşk edeceğinden eminim, o yüzden ölemem. Beklediğim sözleri ondan tam da bugün duymadan ölemem.”
Telefon artık ne çalıyor, ne de titriyordu. Mutfağa dağılmış eşyaların bulanık kaosu içinde gözlerle bir şey seçebilmek de artık ihtimal dışıydı. Margarita yosun düğümünü çözdü ve kapıya taraf yüzdü. Şemsiye kapı kolundan asılı duruyordu — pek bir yararı kalmamıştı artık. Dairenin dışına doğru yöneldi, suyun yüzeyine çıkınca havayı açlıkla içine çekti. Merdiven boşluğundaki su tavana kadar yükselmişti; ama hâlâ biraz vakti vardı. Başını tavana çarpa çarpa, birkaç dakika daha suyun üzerinde kalabilecekti. Birkaç dakika, daha fazlası değil — nitekim o binanın en üst katında yaşıyordu.
Birden arkasında birinin soluduğunu hissetti. Döndü — Kirill’di, şaşkınlıkla bakakaldı. Onu kurtarmak için yüzerek yanına kadar gelmişti… Yoksa kendisi için miydi tüm bunlar? Çünkü bu şehirde artık yüzecek başka yer kalmamıştı. Bunu öğrenmek aslında kolaydı — tek yapması gereken, dillenip sormak. Ama birden panikledi. Ya o, hiç aşık değilse? Ya bu buluşmaya bambaşka nedenlerle geldiyse? Ya bütün bunları Margarita kendi kafasında uydurduysa? Ve gerçekte onun için hiçbir şey ifade etmiyorsa?..
— Margarita... — diye söze başladı Kirill, boğulan sesiyle. Lakin Margarita onun başını hemen ellerinin arasına aldı, kollarıyla sıkıca sararak suyun altına çekti. Zaten birkaç dakika içinde öleceklerdi, neden tehlikeye atacakmış ki düşlerini? Kirill karşı koymaya çalıştı; ama yüzeye çıkmak artık mümkün değildi. Kaderin bu tuhaf cilvesine fiziksel olarak daha az hazırlıklı taraf olduğundan, mukavemeti kırıldı ve dudaklarını araladı.. Ve su kabarcıklarının arasından, Margarita’ya aşk hakkında bir şeyler söylemeye çalıştı. Su ciğerlerine doldu, vücudunun her yanına yayıldı; beyaz bir mendil pantolonunun cebinden zarifçe süzülerek yüzeye çıktı. “Yeter ki bunu düşünmeye fırsatım olmasın,” diye geçti Margarita’nın karanlığın içinde kaybolmak üzere olan bulanık bilincinden.lmak üzere olan bulanık bilincinden.