HikayeFantastik

Hayat ve Yakalık

GS
Gülşen Safarli (çeviren)
Orijinal yazar: Nadejda Teffi
5 dk okuma · ☆☆☆☆☆
İlk olarak 2 Ağu 2026 tarihinde yayınlandı · kaynağa git

Hayat ve Yakalık

İnsan eşyaların üzerinde sınırsız hakimiyeti sadece hayallerinde kurabilir. Bazen tamamen gösterişsiz bir parça bile hayatınızın içine öyle bir sızar, öyle bir alt üst eder ki onu, kaderin yolunu gideceği yerin tam tersi istikametinde değiştirir.

Olga Rozova üç yıl boyunca dürüst bir adamın dürüst bir karısı olarak yaşadı. Sakin, utangaç bir mizacı vardı, pek göze batmamaya çalışır, kocasını sadakatle sever, mütevazı hayatla yetinirdi.

Fakat günün birinde Ticaret Han’ına gittiğinde, bir manifaturacı dükkanının vitrinine göz gezdirirken, içine ince sarı kurdele geçirilmiş kolalı bir kadın yakalık gördü.

Dürüst bir kadın olarak başlarda “Yok artık, daha neler!” diye düşündü. Hemen ardından dükkana girdi ve yakalığı satın aldı.

Evde aynanın önünde denedi. Kurdeleyi önden değil, yan taraftan düğünlerse tarif edilmesi zor, lakin fenadan daha çok iyi denebilecek bir şeye benzediği ortaya çıktı.

Ancak bu yakalık yeni bir bluz istiyordu. Eskilerden hiç birisinin ona uymadığı belli olmuştu.

Oleçka tüm geceyi ıstıraplar içinde geçirdi, gecenin sabahında ise Ticaret hanına gitti ve ev masrafları için ayrılmış bütçeden kendine yeni bir bluz aldı.

İkisini bir arada bir daha denedi. Güzeldi, lakin etek görüntüyü tamamen mahvediyordu. Yakalık son derece açık ve belirgin bir şekilde derin pileleri olan yuvarlak bir etek talep ediyordu.

Eteğe ayıracak bir para kalmamıştı bütçede. Ama bu işin yarım bırakılacak hali de yoktu. Oleçka gümüş takımlarını ve bileziğini rehin bıraktı.

Bu hiç içine sinmemişti, kendini berbat hissediyordu, yakalık yeni ayakkabı gerektirdiğinde ise tüm akşam boyunca yataklara düşüp ağladı.

Ertesi gün artık bir saati yoktu, fakat ayağına yakalığın sipariş ettiği ayakkabıları giymiş geziyordu.

Akşam benizi solmuş ve mahcup bir şekilde kekeleyerek büyükannesine şöyle söyledi:

— Bir dakikalığına uğradım. Kocam çok hasta. Doktor her gün konyakla ovulması gerektiğini söyledi, ama konyağın ne kadar pahalı olduğunu sen de biliyorsun.

Büyükannesi çok merhametli bir kadındı, sayesinde ertesi sabah Oleçka kendine bir şapka, kemer, bir çift eldiven alabilmişti ve hepsi de yakalığın karakterine uyum sağlıyordu.

Sonraki günler çok daha ağır geçti.

Habire akrabalarına ve ahbaplarına koşuyor, yalan söylüyor ve para koparmak için dil döküyordu. Ardından çirkin ve çizgili bir koltuk satın aldı, halbuki ondan hem kendisi, hem namuslu kocası, hem de yaşlı ve hırsız aşçısı tiksiniyordu, lakin yakalık günlerdir ısrarla böylesini talep etmişti.  

Tuhaf bir hayat sürmeye başladı Oleçka. Kendi hayatı değildi bu. Yakalığın hayatıydı. O ise pek anlaşılmaz, karışık bir tarza sahipti, Oleçka ona ayak uyduracak diye ne yapacağını iyice şaşırmıştı.

— Eğer sen İngiliz yakalığıysan ve benim soya tüketmemde diretiyorsan, o zaman neden sarı bir kurdelen var? Nedir beni yokuş aşağı çekmekte olan bu rezaletin nedeni, aklım almıyor.  

Zayıf ve karaktersiz bir varlık olarak çok geçmeden pes etti ve kendini bu hain yakalığın maharetle yönettiği akışa bıraktı.

Saçlarını kısa kesti, sigara içmeye başladı ve imalı kelimeler duyduğunda yüksek sesle kahkaha atmaya başladı.  

Kalbinin derinliklerinde bir yerde durumunun vahametinin farkındalığı tüm açıklığıyla hala közeriyordu, bazen geceler, hatta gündüzler dahi yakalık yıkanırken Olga hıçkırıklara boğularak dualar ediyor, fakat çıkış yolu bulamıyordu.

Böylece bir gün olanları kocasına itiraf etmeye karar verdi, lakin zavallı dürüst adam kadının aptalca bir şaka yaptığını düşündü ve onun gururunu okşamak için uzun bir kahkaha attı.

İşler ise her gün daha da kötüye gidiyordu.

Şu kolalı şirreti basitçe pencereden fırlatmayı neden akıl edememiş diye soracaksınız herhalde.  

Yapamazdı. Burada garip bir şey yoktur. Tüm psikiyatrlar bilirler, asabi ve sinirleri hassas insanlar için bazı acılar çektirdiği tüm ıstıraplara rağmen bir ihtiyaca dönüşüyor. Ve onlar bu tatlı azabı asla sağlıklı bir huzura değiştirmezler.  

Böylelikle Oleçka bu savaşta gittikçe daha da zayıf düşüyor, yakalık ise güçleniyor ve hükmediyordu.

Bir gün onu bir yemeğe davet ettiler.

Eskiden böyle davetlere hiç buyurmazdı, bu sefer ise yakalık onun boynuna yapıştı ve yemeğe götürdü. Orada yakalık edepsiz denecek kadar arsız davranışlar sergiledi ve kadının kafasını bir sağa, bir sola döndürüp durdu.  

Akşam yemeğinde Oleçka’nın yanında oturmuş bir talebe masanın altında kadının ayağına bastı.

Oleçka hiddetinden parladı, fakat yakalık onun yerine cevap verdi:

— Bu kadarcık mı?

Oleçka tüm bunları utanç ve dehşetle dinliyor ve düşünüyordu: “Tanrım! Ben neredeyim?”

Yemeğin ardından talebe Oleçka’yı evine bırakmayı teklif etti. Oleçka ne olduğunu kavrayana kadar, yakalık ona teşekkür etti ve büyük hevesle bu teklife razı oldu.

Faytona biner binmez talebe ihtirasla fısıldadı:

— Güzelim benim!

Yakalık ise cevabında kıkırdamaya başladı.

Bunu gören talebe Oleçka’ya sarıldı ve onu tam dudaklarından öptü. Bıyıkları ıslaktı, yemekte sunulan sirkeye yatırılmış smelt balığı kokuyordu.    

Oleçka utancından ve öfkesinden ağlamaya başladı, yakalık bu sırada kadının başını küstahça yana döndürdü ve tekrar kıkırdamaya başladı:

— Bu kadarcık mı?

Sonrasında talebeyle yakalık restorana romanları dinlemeye gittiler. Bir odaya girdiler.

— Ama burada müzik duyulmuyor!  — öfkelendi Oleçka.

Fakat ne talebe, ne de yakalık onun dediklerinin hiç birini umursamıyorlardı. Likör içiyor, müstehcen sohbetler ediyor ve öpüşüyorlardı.

Oleçka evine yalnız ertesi sabah dönebildi. Evin kapılarını onun yüzüne namuslu kocası bizzat açtı.

Benizi atmış, elinde Oleçka’nın çekmecesinden aldığı rehin makbuzlarını tutuyordu.

— Neredeydin sen? Tüm gece gözüme uyku girmedi. Neredeydin?

Tüm vücudu titriyordu, lakin yakalık yine kendi bildiğini okuyordu.

— Nerede olacak? Bir talebeyle oynaşıyordu!

Namuslu koca yığılacak gibi oldu.

— Olya! Oleçka! Ne bu halin?! Ne diye eşyaları rehin bıraktın? Söyle! Satov’lardan ve Yanin’lerden neden borç aldın? Bu paralar nereye gitti?

— Paralar mı? Çarçur etti onları!

Ve ellerini cebine koyup güçlü bir ıslık çaldı, eskiden hiç becermezdi bunu. Çarçur etmek kelimesinin manasını bile bilmiyordu ki. Gerçekten kendi ağzından mı çıkmıştı tüm bunlar?

Namuslu kocası onu terkederek başka bir şehire taşındı.

En acı olan neydi, biliyor musunuz? Kocasının gittiği günün ertesinde yakalık yıkamada kayboluverdi.

Bizim zavallı Oleçka bir bankada çalışıyor arık.

O kadar mütevazı ki, “onbaşı” kelimesini duyduğunda bile kızarıyor, çünkü bu kelimeyi “oynaşı” kelimesine çok benzetiyor.

— Yakalık nerede peki ? — diye soracaksınız şimdi.

— Ben nereden bileyim - diye yanıtlayacağım ben de. — Yıkamaya verildi, yıkayana sorun siz.

Hayat işte!

Puan ver

Yorumlar (0)

Giriş yap ve sohbete katıl.